Hayatları boyunca polyannacılık oynamış insanlar vardır diye düşünüyorum. Ben de onlardan biri olabilirim. O takındığınız tavır sizi zamanla daha çok çökertiyor. Güçlü zannettiğiniz tüm yönleriniz ufacık darbelere bile dayanamaz oluyor. Çünkü zaman içinde her şey ile birlikte siz de değişiyorsunuz. Rol yapmanız, politik düşünmeniz gereken şeyler artıyor. Toplum baskısı ve her gün tanıdığınız yeni insanların gördüğünüz farklı yüzleri… Bunlar gibi onlarca sebep bir araya geldiği zaman, artık nefes alamaz oluyorsunuz. Göğsünüzün üstüne bir ayı çöküyor. Bir ağırlık, bir keyifsizlik sarıyor her yanı…
Eskiden keyif alarak yaptığınız çok şeyi zaman geçirmek için yapar hale geliyorsunuz. Kimsesiz kaldığınız dakikalarda gözleriniz daha çabuk doluyor. Bazen gece yatarken, bazen sabahları uyandığınızda ağlamaya başlıyorsunuz.
Psikologlar insanların her duyguyu yaşaması gerektiğini söylüyor, siz üzülüyorsunuz, yine üzülüyorsunuz ve yine üzülüyorsunuz. Mutluluk yok…
Bana olmaz demeyin herkesin başına gelebilir. İlerleyen yaşınız, hayattan beklentileriniz, yaşadığınız haksızlıklar, kendinizi bir türlü memnun edemediğiniz aylık kazancınız, borçlarınız, vefa beklediğiniz dostlarınız, aileniz, sevgiliniz, eşiniz bunların hepsi bir anda size karşı tuzak kurmuş bir tabur asker gibi gelebilir.
Bunları yaşamak, başkalarına anlatırken bile saçma gelebilir.
Bomboş bakışlar sergilemeye başlarsınız. Etkilendiğiniz, tüylerinizi ürperten her şey sıradanlaşır. Birine sarılmak ya da sevgi dolu olmak istemezsiniz. Evde battaniyenin altında oturmak, depresyon hırkası ile boş boş televizyona bakmak. İştahsızlık ve uykusuzluk.
Tüm bunları yaşamak için çok çok büyük sebeplere ihtiyaç yok. Ben yaşadığım için biliyorum, o yüzden burada ahkam kesiyorum. Dopdolu bir bardağın içine su koymaya çalışmak gibi, dertler taşıp gidiyor. Sonra göz yaşları hemen arkasından kendisine eşlik ediyor. Kimse derdine deva olamıyor. Kendin bile, her şeyi bile bile yine de ağlıyorsun sürekli…
Ben sıradan biriyim, herkes gibi… Kendine iyi bakan değer veren, kendini ve çevresindekileri mutlu etmeyi, güzel ve hatırlanır zamanları geride bırakmayı seven biriyim. Ama üzerimde öyle büyük bir yük varki artık asık suratlı bir yaratık oldum…
Neyse işte baktım olacak gibi değil, gittim doktora. Lustral ile başladık. İyi ki başlamışız, ne güze başlamışız. Ne de iyi yapmışız… Bugün aptal aptal gülümsüyorum etrafa, basit bir antidepresan gülümsemesi. Sanırım bu ilaç bir tür mutluluk hapı! Biri sihirli değnek ile müdahale etmiş gibi.. Hatta daha çok gerçekçi ve cesur bakıyorum! Dünyanın kötü tarafları beni şu an için huzursuz etmiyor. İşimi ve günlük hayatımı etkilemiyor. Bunları neden mi anlatıyorum. Doktora gitmekten korkmamak lazım bunu hatırladığım için…







