iyi bir dinleyici

Yaklaşık 8 sene önce, şansım yaver gitmişve umutlarımın tükenmiş olmasına rağmen iyi bir iş bulmuştum.

Bulduğum iş bana o zaman hayal ettiğimin üzerinde bir maaş sağlıyordu. Bu sayede aileme bakabilecektim ve kimseye muhtaç kalmayacaktık. Kısaca aldığım bu dolgunca maaşın tek kuruşu bile bana kalmayacaktı.

Tasarruf yapabilmek için sabahları münibüs ile tam zamanında gelir akşamları dik yokuşa rağmen evime yürüyerek giderdim.

Çalıştığım yerin karşısında elit bir pastane vardı, çalışanlar sabahları kahvaltı için ya burada bir şeyler yer ya da buradan bir şeyler alır ve ofislerinde kahvaltılarını yaparlardı.

Mutlu olmak için…

Mutsuzluğu bir yaşam biçmi haline getirmeden önce bir durup düşünmek gerekiyor. Çünkü ne yaparsak yapalım sadece kendimize yapıyoruz.

Mutsuzluk içine düştüğümüz bir kör kuyu değil ya da bundan kurtulmak için illa başkalarının bişey yapması gerekmez. Kendiniz için bir şeyler yapmaya ne dersiniz?

Hatta uzmanlar hiç üşenmemişler, hayatı daha anlamlı yaşayabilmemiz için bize yapmamız gerekenler konusunda bir araştırma sonucu çıkarmışlar. 19 maddeden oluşan içeriklerin, herkesin hayatında bir yeri olduğunu biliyoruz. Bir kısmını yaparım ama diğerleri hiç bana göre değil diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bir kez olsun uzmanlara kulak asıp bende bunları uygulamaya çalışacağım.

Gitmek-2


Düşünürken uyuyakaldı. Uyandığında gözleri çok ağlamaktan ve uyumaktan şişmişti. Artık uykularında rüyalarında bile ağlıyordu. Küskün olduğu bir mevsimi yoktu. Hem baharı hem kışı hem yazı severdi. Baharda bahçelerde oturup gizli gizli insanları izlemeyi severdi. Ellerinden insanların ne iş yaptıklarını çözmeye çalışırdı. Ellerinde dert olan insanları iyi bilirdi.

Bazı insanları izlemeyi diğerlerinden daha çok severdi. Mesela dedesi ile parka oyun oynamaya gelmiş çocuklar. Bunlarla ilgili hatıraları yoktu ama yine de severdi. Kalbinde sıcak ekmek kıvamında bir his uyandırırdı.

Çiçekleri çok severdi, rengarenk çiçekleri olan bir bahçesi ya da balkonu olsun isterdi ama her bakamya çalıştığı saksı çiçeğini öldürmüştü, bu nedenle onlara işkence yaptığını düşünüp çiçek beslemekten vazgeçmişti. Kedileri, köpekleri sokakta beslerdi.

Arada bir içini saran öfke dalgaları sadece kendisi ile ilgiliydi. Başka kimse için değildi.

Gitmek…

İçine bir yol düşmüştü işte.

Kendine bir baktı, içinden söküp atamayacağını anlayınca acilen kaçmayı düşündü. Kendinden ve sahip olduklarından kaçması gerekiyordu. Nefesi daralmaya başladı. Açlıktan nefesi kokuyordu ama iştahsızlıktan, açlık umrunda değildi. Yatakta oturduğu yerde eğildi, başını dizlerinin arasına aldı. Sırtında bir ağrı oluşana kadar öylece kaldı. Sahip olduklarını düşündü yanına neler alabilirdi? En sevdiği kitabı ya da sadece bir diş fırçası. Bunlar mühim şeylerdi. Henüz hiç dişini kaybetmemişti, hiç dolgu yaptırmamış hiç diş hekimine gitmek zorunda kalmamıştı. Bunu sağlıklı beslenmesine ya da çocukken bol bol süt içmesine falan borçlu değildi. Bu böyleydi işte. Hatta sütten nefret ederdi, tadından kokusundan nefret ederdi.

Hatırlanacak guzel bir an yaratmak…

Kim inkar eder küçük şeylerle mutlu olamayacağını, küçük bir bebek gülümsemesi, sıcak ekmeğin koparılmış köşesi, martıların gökyüzünde süzülüşü, baharın dalları basan çiçekleri, kaçırdığınızı düşündüğünüz otobüse yetişmek, otobüste boş koltuk bulmak, “günaydın” mesajı atan bir sevgili ya da bir arkdaş bu anlarda zamanı sonsuza kadar durdursak, hep mutlu kalabiliriz.

Tamam işte itiraf edelim kendimize mutlu olmak için bahane aramak zorunda değiliz, yalnızca etrafımıza bakmamız yeterli olabilir. Sahip olduğumuz aile, çalıştığımız işimiz, arkadaşlarımız, kazandığımız ve okuduğumuz okul bunların hepsi birer bahane. Her zaman işler yolunda gitmeyebilir. İşte o zaman dünyanın sonu gelmiş gibi davranmak yerine, küçük mutlulukları arayıp bulmak gerekir.

Bir kitap kahramanı olmak için çok akıllı olmaya gerek yok…

Benim Mutlu Hayatım nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde aklıma giren ve bana çok şey öğreten bir kitap oldu. Kitabın başlarında anlamaya başladığınız hayat daha sonra derinleşiyor. İnatla yok edilemeyen bir umut var kitabın içinde. Bu umudun kaynağı az bilmek mi yoksa aptal olmak mı? Tartışılır.

Kimsesizlik zor iştir. Bazıları yalnızlığa mahkumdur, bazılar da yalnızlığı deler geçer kendisi ile. Kitabımızın kahramanın yaşadığı her gün, çektiği her çile ve hayata umutla bakışı bizi kendimize gelmemiz için silkeliyor.

Bu kitabı anlatırken çocuk istismarından ya da aklı noksan bir kadının yaşadıklarından çok onun o güzel düşüncelerinden bahsetmek gerekiyor.

Garanti Bankası sizi zor durumlara sokar!

 

 

Bir markanın çalışanlarının yaptığı hataları markaya mal etmemek gerektiği görüşüne sahip ender kişilerden biriyimdir. Ama bu hatalar zincirleme halde devam edince bu marka acaba çalışanlarına gerekli bilgi ve terdibatı sağlamıyor mu acaba diyorum.

 

Hikayemiz 1 Eylül’de başlıyor. Alışveriş yaptığım markete ödeme yapmak için banka kartımı uzatıyorum 3-4 kez çekim yapmaya çalışıyoruz şifre giriyorum ama işlem iptal ediliyor. Üzerimdeki nakit para ile alışverişimi yapıp çıkıyorum. Sonra hata nedir diye düşünürken banka kartımın üzerinde 8/13 yazdığını farkediyorum.

Kısaca banka kartımın ( Paracad) süresi dolmuş ve bana Garanti bankası tarafından yeni kart gönderilmemiş.

 

Bulunduğum yerde Garanti banka şubesi olmadığı için Alo Garantiyi arayıp kartımın nerede olduğunu ve nasıl teslim alacağımı öğrenmek istiyorum. Garanti Bankası çağrı merkezi 444 0 333 nolu telefon le görüşmeler sırasıyla şu şekilde oluyor.